Söz 3

Üçüncü Söz‘den: Her hakikî hasenât gibi, cesaretin dahi menbaı imandır, ubûdiyettir. Her seyyiât gibi cebânetin dahi menbaı dalâlettir. Evet, tam münevverü’l-kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz.

Sozler 3 - cesaret iman kulluktwitter facebook

Söz 2

Said Nursi - Soz 2 - Allah'a hamd olsun

İkinci Söz‘den:

Selâmet ve emniyet yalnız İslâmiyette ve imandadır. Öyle ise biz daima “Elhamdü lillâhi alâ dini’l-İslâm ve kemâli’l-îman” (Bize ihsan ettiği İslâm dini ve mükemmel iman nimeti sebebiyle Allah’a hamd olsun) demeliyiz.

twitter facebook

Söz 1

Sozler Zikir Sukur Fikir

SUAL: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah ne fiyat istiyor?

ELCEVAP: Evet, o Mün’im-i Hakikî, bizden o kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir.

tamamı orijinali twitter facebook

Lema 31

Musibet cinayetin neticesi mukafatin mukaddimesidir

Otuz Birinci Lema

Şualar’da tasniflenmiş olup 14. Şuâ Afyon mahkemesi müdafaası ve mektuplarıdır. 15. Şuâ ise “el-hüccetü’z-Zehrâ” olarak neşredilmiştir.

twitter facebook

Lema 30 – Nükte 6 – Şua 4-5

Dördüncü Şua

  • Herbir merhamet sahibi, başkasını memnun etmekle; şefkat sahibi, başkasını mesrur etmekle; muhabbet sahibi, başkalarını sevindirmekle; âlicenap zat, başkasını mes’ut etmekle; âdil zat, hukuk uygulamakla keyiflenir. Aynen bunun gibi de Zât-ı Hayy-ı Kayyûm da yaratıcılığını sürekli yapmak ister.
  • Kainatı devamlı değiştiren Zat’ın da devamlı değişmesi gerekir mi?
    • Hâşâ, yüz bin defa hâşâ! Yerdeki aynaların değişmesi güneşin değişmesi değil yansımaların yenilenmesidir.
    • Değişmek ve tekamül etmek sonradan yaratılan maddi ihtiyaç içindeki canlılar için geçerlidir. Vâcibü’l-Vücud (varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan) Allah (cc) için bu mümkün değildir.

Kainat insan Muhammed

Beşinci Şua

İki meseledir.

1. Mesele

  • Biri en uzak şeyleri, diğeri en küçük zerreleri gösterecek hayali iki dürbünden uzağı gösteren ile bakıldığında İsm-i Kayyûmun cilvesiyle, küre-i arzdan bin defa büyük milyonlar küreler, yıldızlar görülür. Yakını gösteren ile bakıldığında mikro alemde alyuvarlar, akyuvarlar vs. ile muntazam bir canlılık görülür.
  • İsm-i Kayyûm mevcudata devamlılık ve ayakta durma veriyor,
    İsm-i Hayy kainata hayat veriyor, ışıklandırıyor,
    İsm-i Ferd kâinatı tüm çeşitleri ile vahdet içine alıyor, her şeyin yüzüne bir hâtem-i ehadiyet basıyor,
    İsm-i Hakem kainata hikmetli bir intizam ve semeredar bir insicam içine alıyor,
    İsm-i Adl kâinatı, mevcudatıyla hayret-engiz mizanlarla, ölçülerle, tartılarla idare ediyor,
    İsm-i Kuddûs kâinatın bütün mevcudatını öyle temiz, pak, sâfi, güzel, süslü, berrak yapar.

    • İsm-i Âzamın altı ismi ve altı nuru, kâinatı ve mevcudatı ayrı ayrı güzel renklerde, çeşit çeşit nakışlarda, başka başka ziynetlerde bulunan yaldızlı perdeler içinde mevcudatı sarmıştır.

2. Mesele

  • İnsan, câmiiyet-i tâmme ile bütün esmâ-i İlâhiyeyi anlar, zevk eder. Hususan rızıktaki zevk cihetiyle pek çok Esmâ-i Hüsnâyı anlar. Halbuki melâikeler onları o zevkle bilemezler.
  • Allah (cc) maddî mide gibi hayatı da bir mide yapmış. O hayat midesine duygular, eller hükmünde gayet geniş bir sofra-i nimet açmış. Hayat midesinden sonra, bir insaniyet midesini vermiş ki, o mide, hayattan daha geniş bir dairede rızık ve nimet ister. Akıl ve fikir ve hayal, o midenin elleri hükmünde, semâvat ve zemin genişliğinde o sofra-i rahmetten istifade edip şükreder.
  • Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, insanı bütün kâinata bir merkez, bir medar yaparak,kâinat kadar geniş bir sofra-i nimet insana açmasının hikmeti insanın mühim üç vazifesidir:
    • 1. Vazife
      • Kâinatta nimetleri insanla tanzim etmek.
    • 2. Vazife
      • Hadsiz ihsânâtına şükür ve hamd ü senâ etmek.
    • 3. Vazife
      • Zât-ı Hayy-ı Kayyûma âyinedarlık etmektir.
        • İnsan, kendi aczi ile Hâlıkının kuvvetini gösterir
        • İnsan küçüklüğü ile kainatın ustasının büyüklüğünü fark ettirir.
          • İnsan kainatın küçük bir modeli olarak umum esmânın nakışlarını gösterir.
          • Görme ve işitme gibi duyguları ile Allah’ın sem’ ve basar gibi sıfatlarına âyinedarlık eder
  • İnsan şu kâinatın hakaiklerine bir vâhid-i kıyasîdir, bir fihristedir, bir mikyastır ve bir mizandır.
  • Cemal, kendini sevdiği için, sevmesine mukabil muhabbet ister. Zeval ve fenâ ise, o muhabbeti adâvete kalb eder, çevirir.
    • Bir zaman bir dünya güzeli, bir âşıkını huzurundan çıkarıyor. O adamdaki aşk, birden adâvete dönüyor ve diyor ki: “Tuh, ne kadar çirkindir!” diyerek, kendine teselli vermek için cemâlinden küsüyor, cemâlini inkâr ediyor.
  • İnsan bilmediği şeye düşman olduğu gibi, eli yetişmediği veyahut tutamadığı şeylerin adâvetkârâne kusurlarını arar, adeta düşmanlık etmek ister.
    • İnsan, sevdiği ve kıymetini takdir ettiği bir cemâl-i mutlaktan ebedî ayrılmaktan gelen derin yarasını, ancak ona adâvetle, ondan küsmekle ve onu inkâr etmekle tedavi edebilir. İşte, kâfirlerin Allah’ın düşmanı olması bu noktadan ileri geliyor.
  • Kâinat insan için yaratılmış ve kâinattan maksud ve müntehap insandır. Öyle de, insandan dahi en büyük maksud ve en kıymettar müntehap ve en parlak âyine-i Ehad ve Samed, elbette Ahmed-i Muhammeddir.
  • Ya Allah, yâ Rahmân, yâ Rahîm, yâ Ferd, yâ Hayy, yâ Kayyûm, yâ Hakem, yâ Adl, yâ Kuddûs! Furkan-ı Hakîminin hakkı için ve Habib-i Ekreminin hürmetine, Esmâ-i Hüsnânın hakkı için ve İsm-i Âzamın hürmetine Senden niyaz edip istiyoruz: Bizi nefsin ve şeytanın ve cin ve insanın şerrinden muhafaza buyur. Âmin.

erisale twitter facebook